Lisans Bitiren Askerde Ne Olur? Toplumsal Yapılar ve Bireyler Arasındaki Etkileşim
Toplumlar, tarih boyunca sürekli bir değişim içinde olmuş ve bireylerin toplumla olan ilişkileri de buna paralel olarak evrilmiştir. Bireyler, toplumsal normlar, kültürel pratikler ve güç ilişkileriyle şekillenirken, bu dinamikler bazen bireylerin hayatlarında kritik dönemeçlere de yol açar. Türkiye’de, özellikle lisans eğitimini tamamlayan bir kişinin askere gitme süreci, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde karmaşık etkiler yaratır. Bu yazıda, bir lisans mezununun askerlik sürecini sosyolojik bir perspektiften inceleyecek, toplumsal normlar, kültürel pratikler, cinsiyet rolleri ve güç ilişkilerini nasıl şekillendirdiğini tartışacağız.
Askerlik, yalnızca bir erkeğin devletle olan hukuki ve toplumsal bir yükümlülüğü değil, aynı zamanda kültürel bir olgu ve toplumsal cinsiyetle ilişkilendirilen önemli bir sosyal süreçtir. Lisans eğitimini tamamlayan birinin askere gitmesi ise bu süreci daha da karmaşık hale getirir, çünkü toplumsal olarak bu kişi, eğitimli bir birey olarak daha yüksek bir statüye sahipken, askerlik gibi toplumsal olarak “düşük” bir statüdeki bir süreçle karşı karşıyadır.
Lisans Mezunu Askerlik: Temel Kavramlar
Öncelikle, “askerlik” ve “lisans mezunu” gibi kavramları netleştirelim. Türkiye’de askerlik, erkek vatandaşlar için zorunlu bir hizmettir ve genellikle 20 yaşından sonra yapılması beklenir. Askerlik, bir bireyin devletle olan bağını güçlendiren ve toplumsal cinsiyetin şekillendiği önemli bir deneyimdir. Ancak, “lisans mezunu” olma durumu, genellikle bireyi toplumsal hiyerarşide farklı bir konumda tanımlar. Eğitimli, entelektüel ve belirli bir düzeyde toplumsal statüye sahip bireyler olarak kabul edilirler.
Lisans mezununun askerdeki durumu, bu iki kimliğin çatışmasıyla başlar. Lisans eğitimi, kişiyi teorik olarak daha özgür, daha düşünsel bir düzeye taşırken; askerlik ise toplumsal bir sorumluluk olarak, genellikle bireyin özgürlüğünü kısıtlayan, hiyerarşik bir düzene dayalı bir süreçtir. Bu durum, bireyin toplumsal statüsünü bir yandan sorgulamasına yol açarken, diğer yandan bu iki kimlik arasındaki çatışmayı da gün yüzüne çıkarır.
Toplumsal Normlar ve Cinsiyet Rolleri: Askerlik ve Erkeklik
Türkiye gibi birçok toplumda askerlik, erkeklik ve güç ilişkileriyle iç içe geçmiş bir toplumsal normdur. Askerlik, çoğu zaman erkeklik algısıyla ilişkilendirilir ve erkeklerin toplumsal olarak olgunlaşmasının, “adam olmasının” bir yolu olarak görülür. Askerliğin, erkeklerin kimliklerini pekiştirdiği ve onları toplumda tam anlamıyla “erkek” kabul ettiği bir süreç olduğu söylenebilir.
Lisans mezunu bir birey, eğitimsel başarılarıyla toplumsal normların ötesine geçer ve daha yüksek bir statüye sahip olur. Ancak askere gittiğinde, bu statüden feragat etmek zorunda kalır. Askerde, daha önce sahip olduğu özgürlüklerin ve entelektüel kapasitesinin sınırlanması, bireyin içsel çatışmalar yaşamasına neden olabilir. Çünkü toplumsal normlar gereği, eğitimli bir birey, askerlik gibi daha “geleneksel” bir süreçte farklı bir statüde, bir nevi toplumsal hiyerarşinin alt basamağında yer alır. Bu durum, askerlikteki toplumsal eşitsizliğin bir yansımasıdır.
Askerlik hizmeti, toplumsal cinsiyetin pekiştiği bir alan olduğu için, lisans mezunu bir erkeğin bu süreçte yaşadığı deneyimler, toplumsal cinsiyet rollerinin de bir sorgulaması olabilir. Eğitimli ve entelektüel bir kimlikle askere giden birinin, geleneksel askerlik normlarına uyum sağlaması, aslında toplumsal cinsiyet normlarının ve toplumsal eşitsizliklerin tekrar eden bir yansımasıdır.
Kültürel Pratikler: Askerlik ve Sosyal Kimlik
Askerlik, bir bireyin toplumsal kimliğinin yeniden şekillendiği, kültürel pratiklerin en belirgin şekilde sergilendiği bir süreçtir. Türkiye’de askerlik, sadece bir zorunluluk değil, aynı zamanda halkın kolektif bir ritüeline dönüşmüş bir etkinliktir. Birçok kişi için askerlik, arkadaşlık, dayanışma ve halkın bir arada olduğu, kültürel ve sosyal bir deneyim alanıdır. Bu durum, askere gitmenin yalnızca bireysel bir deneyim olmaktan çok, toplumsal bir aidiyet yaratma aracı olduğunu gösterir.
Lisans mezunu bir kişi, askere gittiğinde, bu kültürel pratiğin bir parçası olur ve toplumsal bir aidiyet duygusu kazanır. Ancak bu süreç, aynı zamanda eğitimli bir bireyin toplumsal düzende aldığı yerle ve toplumun ona biçtiği rol ile de çatışma yaratabilir. Çünkü bir bireyin askerde geçirdiği zaman, onu toplumsal olarak farklı bir yere yerleştirebilir. Bu, askerlik sürecindeki geleneksel değerlerle modern eğitim arasında bir gerilim yaratabilir.
Güç İlişkileri ve Toplumsal Eşitsizlik
Askerlik, esasen hiyerarşik bir yapıya dayanır ve burada güç ilişkileri çok belirgin şekilde görünür. Askerdeki bu hiyerarşi, sadece bireylerin askeri statülerine dayalı değildir; aynı zamanda toplumsal yapının tüm katmanlarına dair bir yansıma gösterir. Lisans mezunu bir kişinin askere gitmesi, bu hiyerarşide “alt” bir yere konulmasına yol açar. Bu durum, askerin yaşadığı güçsüzlük ve eşitsizlik duygularını tetikleyebilir. Eğitilmiş bir bireyin, fiziksel güç ve hiyerarşi odaklı bir sistemde “alt” bir konumda bulunması, toplumsal eşitsizliğin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Öte yandan, askerliğin toplumsal eşitsizlikleri pekiştiren bir yapısı vardır. Çünkü askerdeki üst kademe ile alt kademe arasındaki ilişkiler, toplumsal hiyerarşiyi yansıtan bir model gibi işlemektedir. Lisans mezunu birinin askere gitmesi, bu eşitsizliğin bir yansıması olabilir. Toplum, lisanslı bireyi daha yüksek bir statüde görse de, askere gitmek zorunda kalan kişi, toplumsal normlar gereği, askerlik süresi boyunca bu eşitsizliğe maruz kalır.
Sosyolojik Çözümleme ve Güncel Tartışmalar
Günümüzde, özellikle askerlik hizmetinin “zaman kaybı” olarak algılanması, bu durumu sorgulayan önemli bir sosyal fenomen olmuştur. Lisans mezunu bireyler için askere gitmek, toplumsal yapı içinde bir “gecikme” veya “duraklama” dönemi gibi algılanmaktadır. Çünkü eğitim ve iş hayatına atılmak isteyen bir kişi, askerliğin bir engel teşkil etmesini istemez. Bu, toplumsal adaletin ve eşitsizliğin bir başka boyutunu gözler önüne serer. Çünkü bir kişinin askerlik hizmeti, onun ekonomik ve sosyal mobilitesini engelleyebilir.
Sonuç: Kişisel Deneyimler ve Sosyolojik Perspektif
Lisans bitiren birinin askere gitmesi, sadece toplumsal bir yükümlülük değil, aynı zamanda bireyin kimlik ve statüsünü yeniden sorgulayan bir süreçtir. Bu durum, toplumsal normların, kültürel pratiklerin ve güç ilişkilerinin birey üzerindeki etkilerini net bir şekilde ortaya koyar. Askerlik, bir yandan toplumsal aidiyet yaratırken, diğer yandan bireyleri toplumsal eşitsizliklerle de yüzleştirir.
Sizce, toplumsal eşitsizlikler ve normlar, bireylerin hayatlarına ne gibi etkiler yaratıyor? Lisans mezunu birinin askere gitmesi, onun toplumsal statüsünü nasıl etkiler? Bu deneyimler, sizin için anlamlı bir şekilde şekilleniyor mu?